Bir Fotoğrafa Değil, O Fotoğrafın Arkasındaki Bursa’ya Bakıyorum
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir fotoğraf gördüm.
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etmiş.
Paylaşımında da Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın 2030 Vizyonu kapsamında yürüttüğü çalışmaları ve hayata geçirilen projeleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’a arz ettiğini ifade ediyor.
Fotoğrafa baktım.
Sonra bir kez daha baktım.
Ama bu kez fotoğraftaki iki kişiye değil, o fotoğrafın Bursa açısından ne ifade ettiğine baktım.
Çünkü benim meselem bir oda başkanının Cumhurbaşkanı ile fotoğraf verebilmesi değil.
Meselem şu:
Bursa’nın taleplerini Türkiye’nin en üst karar makamına kim taşıyabiliyor?
Daha da önemlisi;
Oraya gittiğinde anlatacak neyi var?
Bence bugün BTSO seçimlerini değerlendirirken sormamız gereken sorulardan biri tam olarak bu.
Bir Oda Başkanından Ne Bekliyoruz?
Bursa sıradan bir Anadolu şehri değil.
Türkiye’nin en önemli sanayi merkezlerinden, ihracat şehirlerinden, otomotivden tekstile, makineden gıdaya kadar onlarca sektörün üretim üssünden bahsediyoruz.
Dolayısıyla Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı da yalnızca toplantılara katılmak, plaket vermek, ziyaret gerçekleştirmek ya da üyelerin evrak süreçlerini yöneten bir makam olamaz.
Bursa’nın BTSO Başkanı’nın Ankara’da karşılığı olmak zorunda.
İstanbul’da karşılığı olmak zorunda.
Uluslararası iş dünyasında karşılığı olmak zorunda.
Bakanlıkların kapısını açabilmek zorunda.
Gerektiğinde Cumhurbaşkanının karşısına oturup Bursa’nın sanayisini, ticaretini, ihracatını ve gelecek projelerini anlatabilecek bir siyasi ve bürokratik erişime sahip olmak zorunda.
Burada özellikle bir ayrım yapıyorum.
Siyasi yakınlıktan değil, kurumsal erişim kapasitesinden bahsediyorum.
Çünkü bir iş dünyası örgütünün başarısını yöneticisinin hangi siyasi görüşe yakın olduğuyla değil, temsil ettiği insanların taleplerini karar vericilere ne ölçüde ulaştırabildiğiyle değerlendirmek gerekir.
Hele söz konusu Bursa ise…
Türkiye ekonomisinin üretim merkezlerinden birinin temsilcisinin Ankara’da güçlü olması bir ayrıcalık değil, görevin gereğidir.
Fakat burada ikinci ve çok daha önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Peki İbrahim Burkay o masaya ne koyuyor?
Çünkü Ankara’ya ulaşmak tek başına başarı değildir.
Asıl mesele, o kapı açıldığında Bursa adına masaya hangi dosyayı koyabildiğinizdir.
Peki İbrahim Burkay O Masaya Ne Koyuyor?
Bence asıl konuşmamız gereken yer burası.
Çünkü erişiminiz olabilir.
Telefonunuz açılabilir.
Randevunuz verilebilir.
Fotoğrafınız çekilebilir.
Ama anlatacak projeniz yoksa bunların Bursa’ya ne faydası var?
İbrahim Burkay dönemine baktığımızda ise karşımıza yalnızca söylemler çıkmıyor.
TEKNOSAB var.
BUTEKOM var.
Bursa Model Fabrika var.
MESYEB var.
Bursa Business School var.
BTSO’nun resmi açıklamalarına göre 2013 yılında ortaya konulan 16 makro proje hedefinin ardından bugün 60’ın üzerinde proje hayata geçirilmiş durumda.
Ama Burkay dönemini yalnızca büyük yatırımlar üzerinden okumayı da doğru bulmuyorum.
Çünkü BTSO’nun on binlerce üyesinin tamamı büyük sanayici değil.
KOBİ var.
İhracata yeni başlayan firma var.
Finansmana ulaşmakta zorlanan işletme var.
Yeni pazar arayan üretici var.
Tam da bu noktada UR-GE projeleri önemli.
BTSO’nun farklı sektörlerde yürüttüğü UR-GE ve HİSER projeleriyle 1.700’ü aşkın firma bu çalışmalardan yararlandı. Firmalar eğitim ve danışmanlığın yanında yurt dışı pazarlama organizasyonlarıyla dünyanın farklı noktalarındaki alıcılarla buluşturuldu.
Bu ne demek?
Bursa’daki bir firmanın önüne yeni bir pazar koymak demek.
İhracat yapmayan bir işletmeye ihracatın kapısını göstermek demek.
İhracat yapanın önüne yeni ülkeler koymak demek.
Bir de Nefes Kredisi var.
Bugünün ekonomik koşullarında bir KOBİ’ye “vizyon” anlatmak kolay.
Ama o KOBİ ay sonunda çalışanının maaşını, tedarikçisinin ödemesini ve işletme sermayesini düşünüyorsa vizyondan önce nefes almak ister.
BTSO’nun geçmişten bugüne Nefes Kredisi mekanizmalarına verdiği destek de tam olarak bu nedenle önemli.
Çünkü oda dediğimiz kurumun başarısını yalnızca açılışını yaptığı binalarla ölçemeyiz.
Üyesinin kasasına, ihracatına, üretimine ve finansmana erişimine ne kadar dokunduğuna da bakmak zorundayız.
Küresel Fuar Acentesi ile üyeler dünyanın önemli fuarlarına taşındı.
UR-GE ile sektörler kümelendi ve yeni pazarlara açıldı.
Yabancı alıcılar Bursa’daki firmaların karşısına getirildi.
Model Fabrika ile işletmelere yalın üretim ve dijital dönüşüm konusunda destek sağlandı.
BTSO Akademi ile üyelerin eğitim ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar yapıldı.
MESYEB ile işletmelerin ihtiyaç duyduğu mesleki yeterlilik ve belgelendirme altyapısı oluşturuldu.
Bunların bazıları büyük fotoğrafta TEKNOSAB kadar görünür olmayabilir.
Ama bir oda üyesi açısından bazen en değerli proje, şehrin girişine yapılan devasa yatırım değil, kendi şirketinin kapısından içeri giren faydadır.
Bence İbrahim Burkay dönemini değerlendirirken ikisini birlikte görmek gerekiyor:
Bursa’ya dokunan projeler ve Bursalı işletmeye dokunan projeler.
Cumhurbaşkanıyla Çekilen O Fotoğraf Bu Nedenle Önemli
Şimdi yeniden o fotoğrafa dönelim.
Çünkü bu fotoğrafı değerli yapan Cumhurbaşkanıyla aynı karede bulunmak değil.
Fotoğrafın arkasındaki dosya.
2030 Vizyonu.
Bursa için hazırlanmış yeni projeler.
Ve burada özellikle TEKNOSAB üzerinde durmak istiyorum.
Çünkü son dönemde TEKNOSAB üzerinden yürütülen bazı tartışmaları takip ettiğimde gerçekten anlamakta zorlandığım bir nokta var.
TEKNOSAB herhangi bir oda yönetiminin kendi arasında karar verip ertesi sabah hayata geçirdiği küçük ölçekli bir proje değil.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakından takip ettiği, gelişim sürecinde destek verdiği ve fabrika açılışlarına bizzat katıldığı bir sanayi yapılanmasından bahsediyoruz. TEKNOSAB’ın kurumsal kayıtlarında da projenin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yakından takip edildiği ifade ediliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan daha sonra TEKNOSAB’daki fabrikaların toplu açılış törenine de katıldı.
Şimdi gerçekten soruyorum:
Cumhurbaşkanının desteklediği, gelişimini takip ettiği ve fabrikalarının açılışına bizzat katıldığı böylesine büyük bir projenin mahiyetinden haberdar olmadığını düşünmek mümkün mü?
Bunu düşünmek bana göre eleştiri değil.
Devletin işleyişini ve böylesine büyük bir yatırımın geçtiği karar mekanizmalarını hafife almaktır.
Hatta daha açık söyleyeyim:
Böylesine büyük bir projenin Cumhurbaşkanının bilgisi dışında şekillendiğini ima etmek, siyasi veya ticari bir eleştiri olmaktan çıkar; akılla izahı oldukça güç bir iddiaya dönüşür.
Bir BTSO seçimi uğruna Türkiye’nin en üst makamının sahip çıktığı, fabrikaların yükseldiği, üretimin ve istihdamın oluştuğu TEKNOSAB’ı değersizleştirmeye çalışmak da bana göre projeyi değil, o eleştiriyi küçültür.
Çünkü seçimler gelir geçer.
İsimler gelir geçer.
BTSO başkanları da bir gün gelir, bir gün gider.
Ama fabrikalar burada kalır.
Üretim burada kalır.
İstihdam burada kalır.
Bursa’nın yüksek teknoloji hedefi burada kalır.
TEKNOSAB İbrahim Burkay’ın kişisel malı değildir.
Ama aynı şekilde seçim kazanmak uğruna değersizleştirilebilecek bir seçim malzemesi de değildir.
İbrahim Burkay’ı eleştirmek isteyen eleştirsin.
BTSO yönetimini eleştirmek isteyen eleştirsin.
Daha iyi bir proje öneren varsa ortaya koysun.
Ama Bursa’nın geleceğine ilişkin büyük yatırımları küçük seçim hesaplarının içine sıkıştırmayalım.
Bursa bundan daha büyük düşünmek zorunda.
Rekabet Başka, Kurum Kültürü Başka
Geçtiğimiz köşe yazımda BTSO seçim sürecindeki bazı söylemler ve yöntemler konusunda düşüncelerimi zaten açıkça ifade ettim.
Orada sorduğum sorular hâlâ aynı yerde duruyor.
Dolayısıyla aynı tartışmayı burada yeniden açıp isimler üzerinden yürütmeyeceğim.
Çünkü benim için mesele kişilerden çok daha büyük.
Güçlü kurumlarda rekabet olur.
Aday çıkar.
Projelerini anlatır.
Mevcut yönetime itiraz eder.
Daha iyisini yapacağını söylüyorsa nasıl yapacağını da ortaya koyar.
Bunların hepsi son derece doğal.
Hatta gereklidir.
Ama seçim rekabetinin de bir seviyesi olmak zorunda.
Çünkü BTSO herhangi bir siyasi parti teşkilatı değil.
Bursa’nın iş dünyasını temsil eden 137 yıllık bir kurumdan bahsediyoruz.
Bu nedenle şahıslar üzerinden yürüyen tartışmalar yerine projelerin yarışmasını daha doğru buluyorum.
Ve tam da önceki yazımda sorguladığım üslup ve yöntemlerin karşısında, İbrahim Burkay’ın seçim sürecinde tercih ettiği dili önemli buluyorum.
Rakibine cevap yetiştirmek yerine yaptıklarını anlatıyor.
Yeni dönem için ne yapmak istediğini anlatıyor.
Kurumu tartışmanın içine çekmek yerine projelerini ortaya koyuyor.
Bana göre tecrübeli bir kurum yöneticisinden beklenen de budur.
Çünkü makamın ağırlığını bazen verdiğiniz cevaplar değil,
vermeyi tercih etmediğiniz cevaplar gösterir.
Şimdi 2030’a Bakmak Gerekiyor
Burkay’ın yeni dönem için ortaya koyduğu başlıklara baktığımda da yalnızca geçmiş projelerin tekrarını görmüyorum.
KOBİ OSB.
Organize Ticaret Bölgesi.
Organize Konut Bölgeleri.
Gıda İhtisas OSB.
Yeni Fuar Merkezi.
Lojistik Teknopark.
Şehir Fonu.
Veri Merkezi.
E-ticaret platformu.
BTSO’nun açıkladığı 2030 vizyonunda yüksek katma değer, teknolojik derinleşme, sürdürülebilir ihracat ve yeşil dönüşüm gibi başlıklar öne çıkıyor.
Bunların hepsi gerçekleşir mi?
Bilmiyorum.
Zaten bugün kimse bunun garantisini veremez.
Ama benim baktığım başka bir şey var.
Bu projeleri gerçekleştirebilmek için gerekli kurumsal hafıza, ekip, Ankara ilişkileri ve uygulama tecrübesi kimde var?
Seçim dediğimiz şey biraz da budur.
Mevcut olanı, vaat edilen alternatifle karşılaştırmaktır.
Böyle Bir Dönemde Bursa Neden Elindeki Bu Kurumsal Kapasiteyi Sıfırlasın?
İşte benim seçim meselesine baktığım nokta tam olarak burası.
Karşınızda on yılı aşan bir kurumsal hafıza var.
Hayata geçirilmiş projeler var.
Ankara’da temsil kabiliyeti var.
TOBB’da temsil gücü var.
Uluslararası bağlantılar var.
Ve bütün bunların üzerine konulmuş yeni bir 2030 vizyonu var.
Şimdi bunun karşısına bir alternatif koyuyorsanız elbette bakacağım.
Çünkü seçim budur.
Ama yalnızca vaatlere bakmam.
Temsil kabiliyetine bakarım.
Hitabete bakarım.
Bursa’nın karşısında konuşabilmesine bakarım.
Ankara’da aynı cümleyi aynı ağırlıkla kurabilmesine bakarım.
Bir bakanın karşısında Bursa’yı nasıl temsil edeceğine bakarım.
Bir uluslararası yatırımcının karşısında bu şehrin vizyonunu anlatabilecek mi, ona bakarım.
Ve elbette yönettiği mevcut kurumda ortaya koyduğu projelere de bakarım.
Çünkü daha büyük bir kurumu yönetmeye talip olan birine, önce bugüne kadar sorumluluğunu üstlendiği yerde hangi projeleri tamamladığını, hangilerini sonuçlandırabildiğini ve geride nasıl bir kurumsal performans bıraktığını sormak kadar doğal bir şey olamaz.
Bunun yanında temsil makamlarında yalnızca ticari başarıya da bakamayız.
İyi bir iş insanı olmak başka şeydir.
Bursa iş dünyasının sözcüsü olmak başka şey.
Şirketinizi başarıyla yönetebilirsiniz.
Üretimde güçlü olabilirsiniz.
Sektörünüzde önemli bir marka oluşturabilirsiniz.
Bunların hepsi kıymetlidir.
Ama on binlerce işletmeyi temsil edecek bir makam söz konusu olduğunda başka özellikler de devreye girer.
Hitabet.
Temsil gücü.
İlişki yönetimi.
Kriz yönetimi.
Devlet protokolü.
Uluslararası temaslar.
Farklı sektörleri aynı masa etrafında toplayabilme kabiliyeti.
Ve gerektiğinde Ankara’nın karşısına çıkıp Bursa adına güçlü, anlaşılır ve sonuç üreten bir dil kurabilmek.
Bunlar sonradan hazırlanan bir seçim broşürünün içine yazılabilecek vaatler değil.
Yıllar içerisinde oluşan bir temsil kapasitesidir.
O yüzden yeniden soruyorum:
Böyle bir dönemde Bursa neden elindeki bu kurumsal kapasiteyi sıfırlasın?
Sırf değişim olsun diye mi?
Bir isim yerine başka bir isim gelsin diye mi?
Yoksa mevcut olanın karşısına gerçekten daha güçlü bir temsil, daha güçlü bir proje geçmişi ve daha yüksek bir uygulama kapasitesi konulduğu için mi?
Eğer üçüncüsü varsa konuşalım.
Karşılaştıralım.
Projeleri yan yana koyalım.
Sonuçları yan yana koyalım.
Temsil kabiliyetini yan yana koyalım.
Tamamlanmış işleri yan yana koyalım.
Ama yalnızca “değişim” kelimesini tek başına bir vaat haline getiriyorsak, benim için yeterli değil.
Çünkü değişim tek başına vizyon değildir.
Devamlılık da tek başına başarı değildir.
Başarı, geride bıraktığınız sonuçlarla ve önünüze koyduğunuz gerçekçi projelerle ölçülür.
Ben Neden İbrahim Burkay Diyorum?
Bunu bir dostluk ilişkisi üzerinden söylemiyorum.
Bir siyasi aidiyet üzerinden hiç söylemiyorum.
Ben iş dünyasının içerisinde bulunan biri olarak bakıyorum.
Bursa’da iş yapan, insanlarla görüşen, farklı sektörlerin sorunlarını dinleyen ve bu şehrin ekonomik ekosisteminin içinde bulunan biri olarak bakıyorum.
Ve önümdeki tabloya baktığımda şunu görüyorum:
Bir tarafta 2013’ten bugüne devam eden bir kurumsal hafıza var.
60’ın üzerinde proje var.
TEKNOSAB var.
BUTEKOM var.
Bursa Business School var.
Model Fabrika var.
UR-GE projeleri var.
Üyeye doğrudan dokunan finansman, eğitim, ihracat ve dönüşüm çalışmaları var.
TOBB Yönetim Kurulu’nda Bursa’yı temsil eden bir isim var. İbrahim Burkay, 2023 yılında yeniden TOBB Yönetim Kurulu Üyesi seçildi.
Cumhurbaşkanına ulaşabilen, bakanlarla aynı masaya oturabilen ve Bursa’nın projelerini Ankara’ya taşıyabilen bir temsil gücü var.
Ve şimdi önümüzde 2030’a uzanan yeni bir proje dosyası var.
O halde tekrar soruyorum:
Böyle bir dönemde Bursa neden elindeki bu kurumsal kapasiteyi sıfırlasın?
Eğer mevcut yönetim yorulmuşsa değiştirilir.
Proje üretemiyorsa değiştirilir.
Şehrin önünü açamıyorsa değiştirilir.
Temsil kabiliyetini kaybetmişse değiştirilir.
Ama hâlâ proje üretiyor, hâlâ Ankara’ya ulaşabiliyor, hâlâ Bursa adına yeni yatırım alanları açmaya çalışıyor ve önüne 2030’a uzanan yeni hedefler koyuyorsa…
Ben değişimin kendisini neden bir gerekçe olarak kabul edeyim?
İşte bu yüzden o fotoğrafa baktığımda yalnızca İbrahim Burkay ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı görmüyorum.
Bursa’nın Ankara’daki temsil gücünü görüyorum.
BTSO seçiminde benim için asıl soru da tam olarak burada başlıyor:
Bursa önümüzdeki dönemde yalnızca yeni bir başkan mı arıyor, yoksa elindeki temsil gücünü, kurumsal hafızayı ve proje üretme kapasitesini daha ileriye taşıyacak bir lider mi?
Benim cevabım belli.
Bir Fotoğrafın Anlattığından Fazlası Vardır
Yazının başında o fotoğrafa neden ikinci kez baktığımı anlatmıştım.
Aslında şimdi bir kez daha bakıyorum. Çünkü bazen bir fotoğraf yalnızca görüneni anlatmaz.
Bazen zamanlaması konuşur.
Bazen o masaya hangi dosyaların gittiğini düşündürür. Bazen de insanın aklına, cevabını hemen bulamayacağı bazı sorular getirir.
Seçimin son düzlüğüne girilmişken, Bursa’nın önümüzdeki dönemine ilişkin onlarca başlığın masada olduğu bir dönemde gerçekleşen bu görüşmeyi yalnızca sıradan bir ziyaret olarak okumak bana pek mümkün gelmiyor.
Elbette o odada ne konuşulduğunu bilmiyoruz.
Bilmediğimiz bir şeyi olmuş gibi anlatmak da doğru olmaz.
Ama şunu biliyoruz: İbrahim Burkay o masaya eli boş gitmedi.
2030 vizyonunu götürdü. Bursa’nın sanayi başlıklarını götürdü.
Yatırımları, üyelerin beklentilerini, yeni dönem projelerini götürdü.
Belki daha fazlasını da…
İşte insan tam da burada ister istemez duruyor.
Ve soruyor:
Peki sizce BTSO Başkanı İbrahim Burkay, seçimin son düzlüğünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a başka neler anlatmış olabilir...


